Küçükleri bir üst lige taşıyor

Türkiye'yi 'girişim sermayesi' ile tanıştıran Turkven, ortak olduğu şirketlere dört yılda yaklaşık 800 milyon dolarlık kaynak sağladı. Türkiye'nin yoğun ilgi gördüğünü söyleyen Turkven Genel Müdür Tarı, 'Önümüzdeki iki senede bu miktarı ikiye katlarız' dedi

24/09/2006

YASEMİN KAPIYOLDAŞ (Arşivi)

İSTANBUL - Türkiye'de son yıllarda şirket birleşmeleri ve satın almaların yanı sıra yabancı özel sermaye fonları da, değişik boyutlardaki Türk şirketlerine ortak olmak için atağa kalktı. Milyonlarca doları yöneten ve dünyanın her yerinde şirketlere ortak olan söz konusu bu fonlar, özellikle büyüme potansiyeli olan, gelecek vaat eden şirketleri tercih ediyor.
Girişim sermayesi fonları (private equity) olarak adlandırılan bu fonların, Türkiye'de gerçekleştirdiği yatırımların son örneğini Standart Profil oluşturdu. Orta ve Doğu Avrupa'da faaliyetleri olan Bancroft Private Equity, otomativ yan sanayi sektöründe yer alan şirketin hisselerini satın aldı.


471 milyar dolarlık pazar

Türkiye'de, henüz çok yeni olan girişim sermayesi yatırımları, 2005 yılı itibarıyla dünyada 471 milyar doları buldu. Türkiye'nin gayri safi milli hasılasının üzerindeki bu rakam, sektörün büyüklüğünün de göstergesi. Rakamlar, geçen yıl dünyada gerçekleşen şirket satın almalarının yüzde 52'sinin bu fonlar tarafından yapıldığını gösteriyor. Avrupa'nın private equity fonlarından aldığı pay, 60 milyar doları bulurken, bu kıtada en büyük payı 15 milyar dolarla İngiltere alıyor. Türkiye'nin bu yatırımlardan aldığı miktar ise konunun uzmanlarının ifadesiyle 'yıllık ortalama birkaç yüz milyon doları geçmiyor'.
Türkiye'de kurumsal girişim sermayesi alanında faaliyeti olan ve adını daha çok Uno'yla yaptığı ortaklıkla duyuran Turkven'in, son dört yılda sağladığı fon tutarı 800 milyon doları buldu. "Önümüzdeki iki senede bu miktarı ikiye katlarız" diyen Turkven Genel Müdürü Seymur Tarı ile hissedar oldukları şirketleri ve private equity fonları konuştuk. Türkiye'ye 'sınırsız' ilgi olduğunu ifade eden Seymur Tarı'nın görüşleri şöyle:

YABANCI, PAZAR PAYI ARIYOR: Türkiye'nin gayri safi milli hasılası, yüzde 5 ile 10 arasında büyüyor. Bazı sektörler ise bu büyümenin de üzerinde. Mesela medya, reklam sektörü, ilaç, inşaat sanayi, servis şirketleri. Büyümenin doğru tarafındaysanız yüzde 30-40 büyüyorsunuz. Yabancılar, bunun için geliyor Türkiye'ye. Gelirken de pazar payı arıyor. Kimin pazar payı var, ona bakıyor.

LİDER OLMAK MÜHİM: Sektöründe bir numara olmayan hiçbir şirkete ortak olmayız. Birinci veya bir numara olmaya aday olmalı. Ortak olduğumuz şirketlere bakarsanız, Pronet sektörünün lideri. Intercity de öyle. Diğer iki şirketimiz de bulundukları sektörlerin önemli şirketleri.

ÜST LİGE TAŞIYORUZ: Orta boy bir şirketi KOBİ zihniyetinden çıkartıp bir üst lige taşıyoruz. Orta ölçekli bir şirket, büyük bir şirket gibi yönetilmeye başlıyor. Şirketin yönetiminde, iş yapış tarzında fark oluyor. Daha bilimsel bir yönetim anlayışı getiriyoruz, para getiriyoruz, kimlik getiriyoruz. Ortaklarımız arasında Dünya Bankası, Avrupa Yatırım Bankası, Hollanda Kalkınma Bankası var. Şahıs şirketi olmaktan çıkıp kurumsal ortaklı bir şirket haline geliyor.

ÜÇ SENEDE ÜÇE KATLADI: Biz hep büyüyen büyüme potansiyeli olan şirketlere yatırım yapıyoruz. En az büyüyen şirketimiz yılda yüzde 30 büyüyor. Bu büyüme için şirketin arkasında mali olarak durmanız lazım. Yalnızca borçla büyürseniz Türk devletinin karşılaştığı sorunla karşılaşırsınız. O nedenle sermaye gerekiyorsa sermaye olarak şirketin arkasında duruyoruz. Biz ortak olduğumuz için o şirkete gelmeyi kabul eden profesyoneller var. Mesela Uno'yu aldık. Doğuş'un bir sürü işi arasında küçük bir şirketti; 15-16 milyon dolar ciro yapıyordu. Üç senenin sonunda bugün 50 milyon dolar ciro yapıyor.

YENİ FON KURACAĞIZ: Bizim yönettiğimiz fon tutarı 44 milyon dolar. 2007'de 200 milyon dolar büyüklüğünde yeni bir fon kuracağız. Her sene ortalama üç yeni yatırım yapmak istiyoruz. Bugüne kadar sermaye ve uzun vadeli borç finansmanı olarak ortak olduğumuz şirketlere 500 milyon dolar kaynak sağladık. Yıl sonuna kadar tamamlanacak 300 milyonu da eklersek dört yılda 800 milyon dolar fon getirmiş olacağız.

KAYITSIZ ÇALIŞANLA İŞ YAPMAYIZ: Yatırım yaptığımız şirketlerin ortak paydası, iyi yönetim, hızlı büyüme ve bulunduğu sektörün önünün açık olması. Açık hesapla çalışan bazı sektörler ve kayıtsız çalışan şirketlerle iş yapmayız. Çünkü ortaya koyduğumuz para kurumsal. Bizim olduğumuz şirkette açıktan maaş ödenmez, açıktan mal satılmaz. Dünya Bankası, 'sigortasız çalıştırıyor' dedirtmeyiz.

YAZILI KÜLTÜR ŞART: İş değil ortak arıyoruz. Şirket, 5-10 milyon dolar cirosu olan ufak bir şirket olabilir. Ancak başındaki insana bakarız. 'Dürüst insan, gece rahat uyuruz' diyebiliyorsak o zaman 'arkasında duralım, iş yapalım' deriz. Bizim alaturka şirketlerle frekansımız uyuşmuyor. 'Sözüm senettir' yerine 'bir anlaşma yapalım, bu anlaşmaya da saygı duyalım' noktasında olmak lazım.


Uno'dan ayrıldılar
Turkven, yüzde 50 ortak olduğu Uno'daki hisselerini, ağustos ayında Doruk Grubu'na geri sattı. Tarı'nın 'Güzel bir ortaklık oldu' dediği işbirliğine ilişkin söyledikleri şöyle: "Dostane bir şekilde hissemizi devrettik. Hasip Gençer, hisseleri, bize devrettiği fiyata göre çok avantajlı bir fiyata aldı. Biz de çok ciddi kâr ettik. Uno'da ciroyu üç yılda üçe katladık. Kârımız da o oranda oldu. Şirket, üçe katlandığında ortağınız üç mislini verirken yüksünmüyor. Herkes, büyümeden pay alıyor.
Bu nedenle büyümeyen işlere bakmıyoruz."


Altı şirkete ortak oldu
Turkven, 2002'de girişim sermayesi şirketi olarak kuruldu. 2003'te, Uno'ya yüzde 50, 2004'te araç kiralama şirketi Intercity'ye yüzde 40, 2005'te ise bilgi işlem sektöründe faaliyet gösteren Trendtech'e yüzde 50 ortak oldu. Mart 2006'da, güvenlik hizmetleri alanında hizmet veren Pronet'in yüzde 50'sini aldı. Bu yıl için gerçekleşen ancak ismi gizli tutulan ortaklığın yanı sıra yıl sonuna kadar iki şirkette daha çoğunluk hisse alınacak. Her iki şirketin de imalat sektöründen olduğu ve birinin kamuoyunda çok iyi tanındığı belirtiliyor. Turkven'in Deva ortaklığı ise, mayısta başlayan global dalgalaya takılmış ve finansör bankanın vazgeçmesi yüzünden suya düşmüştü.